BİRLİK İKLİMİ
“Gelin canlar bir olalım.
Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”
Hacı Bektaş-ı Veli
İçinde yaşadığımız dünyanın bu kadar kaotik ve kutuplaşmış olması, insanın hem kendisiyle hem de içinde yaşadığı toplum ile bağ kurma konusunda yeni bir anlayışa ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bu yeni anlayışa yönünü çevirmek için insanın, odağını kendisinden ve kendi ihtiyaç girdabından alması; çevresini, içinde yaşadığı toplumu, doğayı ve insanlığı farklı bir bakış açısıyla görmesi ve her şeyle bir ve bağlantılı olduğunu hatırlaması gerekir.
Varlığın bu bağlantısallığını hatırlamaktan doğacak olan ruhun kendisine has bir doğasının, bir ikliminin olabileceğini söyleyebiliriz. Buna ‘birlik iklimi’ demek uygun olacaktır. ‘Birlik İklimi’, bireylerin ve toplulukların farklılıklarının kucaklandığı, varlıklarının onurlandırıldığı, ortak bir anlamda buluşulan, iş birliği, empati ve güven temelinde kendini sürekli yenileyen bir yaşam alanı olarak tanımlanabilir. Bu iklim, diyaloğun varlığıyla nefes alırken, güven ve adaletle köklenir ve sevgiyle güçlenir. Birlik iklimi, toplumun ruhunda yeşeren bir ekosistem gibi, bireyden topluma, bireyden doğaya uzanan bir bütünlük hâli oluşumuna zemin hazırlar.
Peki, birlik’te olmak neden önemlidir?
Bu sorunun cevabı aslında evrimde gizlidir. Ünlü Rus düşünür Peter Kropotkin doğada yalnızca rekabet ve savaş olmadığını, evrimin temelinde iş birliğinin de var olduğunu söyler. 1902’de yayımladığı Karşılıklı Yardımlaşma: Evrimin Bir Faktörü (Mutual Aid: A Factor of Evolution) adlı kitabında, Darwin’in “doğal seçilim” kavramını sadece mücadele ve çatışma üzerinden yorumlayanlara karşı çıkmıştır. Aynı şekilde, evrimsel biyoloji alanında 20. yüzyılın en önemli kuramcılarından Lynn Margulis de geliştirdiği Ortakyaşamsal Birlik Teorisi (Endosimbiyoz Teorisi)’nde karmaşık hücrelerin (ökaryotlar) rekabetle değil, farklı organizmaların birleşmesiyle (simbiyoz) oluştuğunu; yani bu sürecin iş birliği ve birlikte yaşam ile ortaya çıktığını savunmuştur (1).
‘Birlik İklimi’’nin sağlanması tek bir eylemle değil, farklı seviyelerde eşzamanlı yürütülecek, bilinçli ve sürekli çabalarla mümkündür. Bu çabayı ve emeği, böyle bir iklimin ihtiyacına inanan, farkındalık ve sorumluluk sahibi bireyler birlikte çalışarak vereceklerdir.
‘Birlik İklimi’’nin dört temel sütundan oluştuğu söylenebilir. Nelerdir bu sütunlar?
- Psikolojik Güven: Bu kavramı ilk kez Harvard’dan Prof. Amy Edmondson bugün kullanılan modern anlamıyla tanımlayarak literatüre yerleştirmiştir (2). Bu sütün ‘Birlik İklimi’’nde, her şeye ana zemin olan sütun olarak tanımlanabilir. Güven iki kişi arasında olan bireysel bir inanç ve süreç iken, psikolojik güven kolektif bir anlama sahiptir. Bir topluluk veya ekip içinde, üyelerin fikirlerini, sorularını, endişelerini dile getirdiğinde veya hata yaptığında küçük düşürülmeyeceklerine, dışlanmayacaklarına veya cezalandırılmayacaklarına dair ortak inançtır. Böylece bireyler maskesiz ve özgün bir şekilde kendilerini ifade edebilecekleri, güvende hissedebilecekleri bir ortam bulabilirler. Psikolojik güven ortamı, insanlara yaratıcılığın, öğrenmenin ve gerçek iş birliğinin oksijenini sağlar.
- Derin Empati (Radikal Empati): Siyaset bilimci Prof. Dr. Givens (2021) radikal empatiyi yalnızca başkalarının bakış açısını anlama süreci olarak değil, aynı zamanda bireyin kendi önyargılarının kökenlerini analiz etmesini ve bu farkındalığı toplumsal adalet için eyleme dönüştürmesini sağlayan bir süreç olarak tanımlar (3). Böylesi bir empatide “kendini onun yerine koymak”tan daha derin bir anlama çabası vardır. Bu çaba insanda aktif bir anlayış ve eyleme geçişi tetikler. Empatik Uygarlık kitabında Jeremy Rifkin empatiyi insanlık tarihinin ve uygarlığın gelişimini biçimlendiren temel itici güç olarak ele alır ve insanlığın geleceğinin, bireysel çıkarlara değil, empati ve karşılıklı sorumluluk duygusunun gelişmesine bağlı olduğunu belirtir (4).
- Diyalog: En sade ve kısa tanımıyla anlamı ortaklaşa inşa etmektir diyebiliriz. Bireyler arasında diyaloğun gelişebilmesi için, ortamda güven ve derin empatinin varlığı çok kıymetlidir. Diyalogda düşünceler çarpışmaz; çözülür ve yerini ortak bir anlamın sessiz doğuşuna bırakır. Süreçte kişilere ve kişiliklere değil, ancak fikirlere odaklanılarak yol alınırsa yeni sentezler doğabilir. Diyalog sadece konuşmak değil; karşılıklı anlamaya dayalı, açık, samimi ve eşitlikçi bir iletişim sürecidir. Burada amaç “haklı çıkmak” değil, “birbirini anlamak” tır. Ünlü fizikçi David Bohm’a göre diyalog, öncelikle katılımcıların kendi varsayımlarını askıya aldığı (suspension), daha sonra derinlemesine dinleme pratiği geliştirdiği ve birlikte düşünerek ortak anlam ürettiği bir süreçtir (5).
- Kolektif Sahiplenme ve Birlikte Liderlik: Toplumun her bir üyesinin kendini ortamın sağlığından/esenliğinden sorumlu hissettiği, yaşayan organik bir yapıdır. Bireyler arasında ortak “biz” duygusunu yaratır; duygusal bir bağ ve anlamın oluşmasını sağlar. Çünkü insanlar ancak birlikte çalışır ve sorumluluk alırsa aidiyet hisseder. Yaşananlardan şikâyet etme alışkanlığı böylece süreçte sorumluluk almaya dönüşür. Birlikte liderlik ise; liderliğin tek kişinin omuzlarındaki bir rol, pozisyon olmadığını, bir grubun üyelerinin arasında paylaşılan “dinamik” bir süreç olduğunu anlatır. Böyle bir yapının var olabilmesi için tek başına karar verme ve gücü elinde bulundurma cazibesine direnilerek; başarıyı, sorumluluğu ve gücü paylaşmayı öğrenmek gerekir.
‘Birlik İklimi’ nasıl oluşturulur?
Bireysel ve içsel düzeyde; her şey tohumu ekmekle başlar diyebiliriz. Yani her şey bireyin farkındalığı ve kendi içsel barışını sağlaması ile başlar. İçsel barış, insanın kendiyle çatışma hâlinden uzlaşma hâline geçmesidir. Zihin, kalp ve eylemler arasında uyum oluştuğunda, hissedilmeye başlar. İçsel barış, ‘Birlik İklimi’nin bireysel toprağıdır diyebiliriz. Birey, kendisini sevip özşefkat gösterebildiğinde kendisini dinleyebildiği gibi bir başkasını da gerçekten dinlemeye, sevmeye, empati ve şefkat göstermeye başlar. Böylece “doğru/yanlış” ikiliklerinin ötesinde, her şeyi bir sistemin parçası olarak görme yetisi kazanılabilir: diğer bir deyişle bütünsel bir bakış açısı geliştirilebilir. Bu, aslında kendi birlik ve bütünlüğünü inşa etmesi anlamına da gelir. İşte bu noktadan sonra birey, toplumun esenliğinden kendini sorumlu hissetmeye başlar.
Topluluk ve ilişkisel düzeyde; fidanları büyütmeye başlarız. Bireysel hayatımızda yaşadığımız dönüşüm, ilişkiler ve küçük topluluklar aracılığıyla yayılmaya başlar. Topluluk ve ilişkisel düzeyde ‘Birlik İklimi’, insanları farklılıklarının ötesinde buluşturan ortak amaçlar /anlam yaratmak ile başlar. Çünkü ortak hedefler aidiyet ve güven yaratır, insanlar arasında köprü kurar. Birlikte yapılan somut ve küçük eylemler, uzun tartışmalardan daha güçlü bağlar oluşturur ve bu süreçte bireysel akılların ötesine geçen bir kolektif akıl ortaya çıkar. Aristoteles’in M.Ö. 4.yy da “birçok insanın toplamı, tek bir akıldan daha doğru karar verebilir” diyerek işaret ettiği bu anlayış, Pierre Lévy’nin tanımladığı kolektif zekâyı, farklı bireylerin bilgi, deneyim ve bakış açılarını bir araya getirerek gerçek zamanlı iş birliği içinde daha yaratıcı ve kapsayıcı çözümler üretmesini ifade eder (6). Bağların derinleşmesi ve uzlaşı kültürünün yerleşebilmesi için, insanların kendilerini özgürce ifade edebildiği güvenli alanlar oluşturmak gerekir. İnsanların özgürce konuşabildiği, fikirlerini, duygularını ve kimliklerini saklamadan paylaşabildiği, hatalarından ötürü aşağılanmadığı, empati, saygı ve kapsayıcılık esaslı ilişkiler kurabildiği sivil toplum örgütleri ve gençlik atölyeleri gibi oluşumların varlığı bu açıdan çok değerlidir. Hayatın bir parçası olan, olası çatışma anlarında ise Howard Zehr’in tanımladığı onarıcı adalet yaklaşımları, cezadan çok ilişkiyi onarmaya daha fazla odaklanarak toplumsal dengeyi yeniden kurar. Zerr, adaletin odağının “suç ve ceza” değil, “zarar ve onarım” üzerine olması gerektiğini savunur (7). Böylece topluluklar, birlikte düşünebilen, onarabilen ve güvenle üretebilen canlı bir birlik ekosistemine dönüşür.
Anlatı ve kültürel düzeyde; iklim eylemler ile değişmeye başlar. Bir toplumun anlatılarını yaratan, iklimini oluşturan şeylerden birisi de hikâyeleridir; o nedenle ortak yeni hikâyeler yaratmak çok değerlidir. Toplumda hâkim olan hikâyeler, aslında insanların nasıl düşündüğünü ve hissettiğini gösteren anlatılardır. “Biz” ve “onlar” ayrımına dayalı kahramanlık, rekabet ve savaş mitleri yerine, birbirimize bağlılığımızı, ortak anlamı, ufku ve iş birliğinin gücünü anlatan hikayeler ve bunlardan üretilen yeni filmler, senaryolar, kitaplar, şarkılar ve diğer sanat eserleri ile sanat ve edebiyatın gücünü kullanmak, insanlar arasında köprü kurmaya destek olacaktır. Tüm bunları yaparken dilimizdeki bireysellikten ve ayrıştırıcılıktan özgürleşmek, yani dilimizi yeniden yapılandırmak da çok önemlidir. Kutuplaştıran, üstenci, salt eleştiren, sert bir dil yerine; birleştirici, yapıcı ve çözüme odaklı, dinlemeyi bilen, şefkatli bir diyalog dili ile bu birlikte nasıl daha iyi yapılabilir demek “Birlik İklimi”ni besleyecektir.
Sistemik ve yapısal düzeyde yaşananlar ile iklimin oluşmaya başladığı, ormanın yeşerdiği aşamaya gelinir. Mevcut eğitim, ekonomi ve yönetim sistemleri çoğu zaman rekabeti ve ayrışmayı beslerken, bu yapıları yeniden tasarlamak birlik ikliminin sürdürülebilirliği için zorunludur. Eğitimde ezbere dayalı modeller yerine empati, iş birliği, sistem düşüncesi ve yaratıcılığı merkeze alan ‘hayat boyu öğrenmeyi’ asıl kılan yaklaşımlar benimsendiğinde, bireyler yalnızca bilgi taşıyan değil, birlikte üreten ve bağ kuran aktörlere dönüşür. Adaletin eşitlikçi, şeffaf ve erişilebilir biçimde tüm yaşam alanlarına yayılması ise toplumsal güvenin temelini oluşturur; çünkü adalet, birlik ikliminin hem kökü hem de taşıyıcı omurgasıdır. Ekonomik sistemlerin insanın, toplumun ve doğanın esenliğini merkeze alacak şekilde dönüşmesi, dayanışmayı rekabetin önüne geçirerek ortak iyiliği güçlendirecektir. Bu dönüşümün kurumsal zeminiyse katılımcı yönetişimdir. Karar süreçlerine katılım arttıkça insanlar kendilerini değerli hisseder ve ortak sorumluluk bilinci gelişir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve ortak akıl mekanizmaları sayesinde toplum yalnızca yönetilen değil, birlikte yöneten bir yapıya evrilir. Böylece sistemler ayrıştıran değil, birleştiren hale gelir ve tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, “Birlik İklimi” tıpkı kökleri sağlam bir orman gibi kendini besleyen, onaran ve sürdüren canlı bir ekosisteme dönüşür.
“Birlik, tek bir adımda kurulmaz
ve aslında adımlar ilerledikçe
daha fazla farklılığı, zıtlığı, uzaklığı ortaya çıkarır, görünür hale getirir.
Birlik adım adım kurulur;
denk düşmek, yan yana durmak değil,
haklı olmak duygusu ve doğru bildiğinde diretme ihtiyacından vazgeçmektir.
Nasıl olsa önünde sonunda birlik olacaktır teslimiyeti ile değil,
her aşamasında dikkat edilecek nitelikli eylem ile birliğe hizmet edilir.
Birlik kader değildir, emekle inşa edilir.”
Arınmış Varlık İNSAN (8)
‘Birlik İklimi’, aslında evrimin temelinde yatan ‘iş birliği ruhunu’ yansıtır. Sadece büyük projelerle değil, bireylerin sevgi, şefkat, empati ve güven temelinde attığı sayısız küçük, yapıcı ve gölgesiz adımların birikimli etkisiyle yaratılır.
Birlik, emekle inşa edilir ve bu süreç, kendi içinde haklı olma duygusundan vazgeçmeyi ve ‘hak’ ile olma idrakini gerektirir. Bizler, “Gelin canlar bir olalım …” diyen kadim bir felsefenin mirasçıları olarak, kapsayarak aşmanın ancak akıl ve gönül birlikteliğiyle mümkün olduğunu biliyoruz. Bu yolculuk sadece bir hedef değil, bünyesinde her şeyi kapsayan ve arındıran bir süreçtir.
Aksiyoner Bilgeliğin bir gereği olarak, ‘Birlik İklimi’ni oluşturmak için ‘olma’ halimizden gelen bilgelik ile, ‘yapma’ dinamiklerini birleştirmemiz gerektiğini biliyoruz.
‘Doğmakta olan yeni insanlık anlayışını’ anlamak, anlamlandırmak ve bu geleceği hep birlikte tasarlamak ve uygulamak, ‘Birlik İklimi’’nin varlığıyla olacaktır. “Birlik İklimi”, her şeyin birbiriyle ilişkili olduğunu görünür kılan kapsayıcı, birleştirici ve bağdaştırıcı bir anlayıştır.
“Gelişmenin gayesi, insanları birbirine benzetmektir.
Dünya birliğe doğru yürümektedir;
İnsanlar arasında sınıf, derece, ahlak, elbise, dil, ölçü farkı gittikçe azalmaktadır.
Tarih, yaşamak kavgasının, ırk, din, kültür, terbiye yabancıları arasında olduğunu gösterir.
Birliğe doğru yürüyüş, barışa doğru da yürüyüş demektir.”
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Yazan: Fatmagül Yılmaz Çınar
KAYNAKLAR:
- Sagan (Margulis), L. (1967). On the origin of mitosing cells. Journal of Theoretical Biology, 14(3), 225–274.
- Edmondson, A. (1999). Psychological safety and learning behavior in work teams. Administrative Science Quarterly, 44(2), 350–383.
- Givens, T. E. (2021). Radical empathy: Finding a path to bridging racial divides. Getting to Radical Empathy, Bristol University Press.
- Rifkin, J. (2009). The empathic civilization: The race to global consciousness in a world in crisis, s:10-11,555-561, Tarcher/Putnam.
- Bohm, D. (1996). On dialogue., s:22-25,30-34, 3-5.Routledge.
- Lévy, P. (1997). Collective intelligence: Mankind’s emerging world in cyberspace, s:13-15. Perseus Books.
- Zehr, H. (2002). The little book of restorative justice, s:19-21, 37-38. Good Books.
- Arınmış Varlık İnsan. (2023). Bölüm 15, s:185-187. İnsanlık Güneşi Vakfı Yayınevi.




