Çalışmak için evin yakınlarındaki bir kafeye gidiyorum zaman zaman. Çok gürültü, derin sessizlik gibi bir etki bırakıyor kanımca. İstediğin gibi oku, yaz, çiz.

Elde düzeltmeleri yapılacak bir kitap vardı. Önce kitaptaki cümleyi okudum, “İnsan içindeki saf enerji ile dünyayı yok edebilecek, yeni dünyaları yaratabilecek güçtedir” yazıyordu. Ve ben bu kudretli cümleyi okurken masada duran kahvaltı tabağı dolayısıyla tepeme bir karasinek musallat oldu.

ipek giysili karasinek …

Git diyorum gitmiyor. Sahi bu karasinekler neden laftan sözden anlamazlar? Ayrıca şu dünyada ne işe yarıyorlar? Arıları, karıncaları, elbette kuşları anlayabiliyorum. Ama şu karasinekler olmasa da olmaz mıydı? Olmaz mı? Onca tür kaybolurken neden bunlarda bir değişiklik olmuyor? Daha dün Edirne’de hatalı ilaçlama nedeniyle, Trakya’nın geniş bir bölgesinde, arıların %80’ninin etkilendiğini okudum mesela. Büyük bedelleri olabilecek büyük bir kayıp. Bu karasinekler neden böyle şeylerden etkilenmez? Sanki hepsi ile tek tek ilgilenmek gerek. Sen, sen, sen de! Tam kudretli cümleler okuyacakken karasineğin tabaktaki peynire ve ardından yüzüme konmasındaki gereksizlikle nasıl bir anlam dünyası keşfedilebilir! Git diyorum, elimle kolumla yol gösteriyorum, hayır, hâlâ gitmiyor.

Madem gönderemiyorum, bari yakından bakayım şu karasinek familyasına dedim. Malum, aşırı ilgi, kasıt ve kayıtsızlıktan daha uzaklaştırıcı. Cinsini, alt türlerini, yaşam yerlerini, ne yiyip içtiğini, kimlerle arkadaş olduğunu, insan evlatlarına musallat olmadığında ne yaptığını, nelerden hoşlandığını, benden hoşlanıp hoşlanmadığını, ilgisinin ciddi olup olmadığını, eğer ciddi düşünüyorsa neler yapabileceğimizi öğrenmek istedim. Eğer karasinek bu süreci kendi kendine patlamadan atlatırsa kendisiyle ilgili tedbirlerim olabilir. Dünyayı bilemem ama çok gayret edersem bir kara sineği yok edebilirim. Her ne kadar var edemesem de.

Bir gözü 4000, evet dört bin petek gözün birleşmesinden oluşuyormuş. Toplamda 8000 ayrı odağa sahip. Yani bir çiçeğe baktığında 8000 petek gözle baktığından, çiçeği senden benden daha iyi görüyor; daha boyutlu ve daha detaylı.

gözü 4000 petek gözün birleşmesinden oluşuyormuş !

Kanatları ve bedeni arasında mükemmel bir dengeye sahip olduğu için uçuş kalitesi yüksekmiş. Bu, şu demek, uçarken sayısız manevra yapabilir, konduğu yerden kalkarken her yöne gidebilirmiş. Kanatların hassa algısı karasinekler için hayati; değişen hava basıncını çok hassas bir biçimde algılıyor. Hani sen, elini tam hizalayıp tepesine çakacakken son anda paçayı kurtarıyor ya, işte bu karasineğin kanatlarının hassas algısından. Elin ile kanat arasındaki sıkışan havayı, artan hava basıncını hissedip kaçıyor.

Bundan sonrası biraz mide kaldırıcı, istersen bu paragrafı atla!

Bu karasinek ahalisi kendi arasında şu, bu diye alt türelere ayrılsa da beslenme ve üreme şekilleri az çok aynı. Çer çöp, çürümüş meyve, üzerinde yeni bir koloni oluşmaya müsait açıkta bırakılmış her türlü yemek, çürümüş her nevi organik yapı; hayvan leşi, kötü kokan akla gelebilecek her türlü organik çıktı vs üzerinde besleniyor ve ürüyor. Üreme hızı muhteşem. Ancak asıl dehşet verici olan beslenme yöntemi. Sen ben gibi diliyle, damağı ile tat almıyor mesela. Kolundaki bacağındaki tüycüklerle, onlara takılanlar ile tat alıyor. Yani bizdeki damak zevki sözünü karasineklere uyarlasaydık bacak zevki demek zorunda kalabilirdik. Bu ahali bir tür geviş getirme ile besleniyor, çiğne çiğne çıkar tekrar ye. Üstelik bu mekanda ye, sonra şu mekanda yediğini çıkar, tekrar ye. Bu arada mekandan mekana ne kadar mikrop, bakteri, virüs, pasaklılık varsa taşı dur. Hastalık bulaştırıcılığı bu sebepten. Kendisi etkilenmiyor üstelik bundan, doğal habitatı bu… 

İnsan evladının pasaklılığı ne kadar fazlaysa karasinek arkadaşların çoğalması ve keyfi o kadar yüksek oluyor. Bir nevi ayna. Ormanda, kırsalda gördüğün karasinek tamam da, yaşadığın şehirde çokça karasinek varsa bil ki ortalığa yaydığın ve toplamadığın bir pasaklılık var.

Hayat her zaman “Temizlen kuzum”, “Aslan yatağından belli olur, toparlan yavrum”, “Hayat bir bütün ve doğal bir denge var, çıktılarına ve yaşarken ürettiğin çöpe dikkat et, azaltmaya çalış arkadaşım” gibi medeni öğütler vermiyor. Arıları alıp, sinekleri çoğaltıyor. Ve ben okumaya çalıştığım “İNSAN’ın bilinmeyen ama farkındalıklarla yaşanacak içsel kudretine ve kudretle yapabileceklerine” dair cümlelere odaklanmaya çalışırken bir yandan da karasinek ile itiş kakış halindeyim. Sanırım içsel gücün de bir kapsama alanı var, ben mi yetmiyorum, yoksa karasinek daha mı kudretli ? İnsan kendini neye göre sorgulamalı? Olan bitenin ne kadarı ayrıntı, ne kadarı anlam taşıyan bir mesaj?

Tam da düşünsel çıkarımlar yapmaya başlamış ve karasinekle yakından tanış olmuştum ki, kalitesi de fena olmayan kafenin sahibi, elinde tenis raketine benzeyen bir şeyi ortalıkta bir iki kez salladı ve olanlar oldu. Karasinek sizlere ömür. Boş boş bakıvermişim. Çocukcağız boş bakışıma cevap verme ihtiyacı duydu: “İnanın çok dikkatliyiz, ancak sadece bizim dikkatimizle olmuyor. Tüm çevrede ortak bir dikkat gerek. Yoksa böyle tek tük de olsa içeriye giriyorlar.”

Karasinek öyle ya da böyle gitti. Mekan sahibi fark etti de çözüm mü buldu? Şu, İNSAN kitabını okuyayım da, düzeltmelerini yapabileyim diye biri yardım mı gönderdi?  Kudretin farklı çalışma yolları olabilir mi? Eğer hedefinle iletişime geçemiyorsan, araya farklı eylem gönüllüleri girebilir mi? Öngördüğün durumun oluşması için birileri gönüllü olup harekete geçer mi? Hareketin kalitesi, öngördüğüne uyar mı? Sen düşününce bir başkasının senin düşüncelerini hayata geçirmesi mümkün mü, bu ne derece yeterli, herkes için geçerli mi? Soruların cevapları sende, bende ortak mı?

Neşet Baba …

Ne demişti Neşet Baba, “Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez. Gönülden gönüle gider yol, gizli gizli”. Bu yollardan soruların ya da cevapların alışverişi mümkün mü? Kalbin hangi yollarla ne tür kalplere bağlı? Hayat düşündüğünden çok, hissettiğine göre şekilleniyor olabilir mi? Kafenin sahibinin kalbiyle benim kalbim arasında bir yol mu vardı da derdime çare buldu? Baktım, karasineklerin kalbi olmazmış. Onu aradan çıkardım. Çıkarmasa mıydım?

“Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez. Gönülden gönüle gider yol, gizli gizli”

Elif Berna KUTLUATA
24 Eylül 2019, Ankara

 

6,3 dakikalık okuma 9 Eylül 2019

Yorum yazabilirsiniz

Yazar hakkında: Elif Berna KUTLUATA

Elif Berna KUTLUATA
FİZİK PLANA DOĞUŞ (AVİ-6)
SONBAHAR