BİLGE ve BİLGELİK

Bütün deneyimlerden, sorulardan, sorgulamalardan sonra insanlığın kaçınılmaz kaderi bilgelik midir? Bu soruya pek çok bilge ya anlama gönderme yaparak, ya da sözü doğrudan söyleyerek “evet” diyor. Her ne kadar unutmuş, uzaklaşmış gibi görünse de, İnsanın “öz”ü bilgeliktir. “İNSAN bir bütündür” hatırlatmasını yapıyorlar. Bu anlayış ve anlama ulaşmak da her insanın bireysel çabasına kalıyor.

“Her insanın gerçekte tek bir işi vardır.
Kendine giden yolu bulmak.”
Herman Hesse

“Bilge” sözcüğü, sözlüklerde bilgili, iyi ahlaklı, olgun ve örnek kimse anlamına gelen sıfat olarak geçer. Bazı kişiler bu tanıma “etkileyicilik”, “dengeli bütünlük”, “kendini gerçekleştirmiş” sıfatlarını da ekliyorlar. Vicdan, sezgisel anlayış, erdemli, barışçı gibi daha pek çok nitelik eklenebilir. Yine de gözden kaçırılmamalıdır ki bu konuda her “tanımlama” (bu tanımlama da dahil) eksiklik taşıyacaktır.

Bilgelik ve bilgili olmak aynı kökten geliyor olsa da aynı anlama gelmez. Pek çok konuda bilgi biriktirmiş bir kişi bilge olmayabilir, aynı şekilde bir bilge, Anadolu coğrafyasının Aşık Veysel veya Neşet Ertaş ve benzer pek çok örneklerinde olduğu gibi entelektüel bir nitelik taşımayabilir. Bilgi insanının sorusu ile bilge insanın sorgulaması ve ulaşmaya çalıştıkları hedef farklıdır. Bilgi insanı (Alim) “nasıl?” sorusunun peşine düşerken bilge insan (Alim ve Arif) ağırlıklı olarak “neden?” sorusunun peşinden gitmeyi tercih eder. Tabiidir ki bu iki soru bir birine alternatif oluşturacak sorular değildir. Bilgi ve bilgelik uyum içinde var olduğunda insanlığın yol almasına hizmet eder.

Bilgi ve Bilgelik

Her ikisi de “bütün”ün algılanmasına, anlaşılmasına farklı ağırlık ve yönlerde hizmet eder. Soru sormak; dışarıya sesleniştir. Anlayış geliştirir, bilgi ve fikir oluşturur. Bütünün akılla kavranmasını sağlar. Sorgulamak ise; içe sesleniştir. “anlam”ı açığa çıkarır, “oluş”u sağlar. Bütünün bizzat yaşanmasını, “bütün” olmayı sağlar. Bilgelik nesneler dünyasına ilişkin teorik bilgiyle donanmaktan ziyade iç, anlamlar dünyasına ait kadim bilgilerden de yararlanarak kendini gerçekleştirmiş olmayı, yüksek bir kavrayış ve yaşayış halini ifade eder. Elbette dış dünya hakkında bilgilenmek bilgelik donanımını zenginleştirir. Ancak bilgeliğin göstergelerinden birisi de bu iki dünyanın dengesini kurmuş olmak ve her şeyin birbirine bağlı, bir bütün olduğunu idrak etmektir. Duyular aracılığıyla algılanan (görüngü) dış dünyanın bilgileri çok zaman iç dünyanın bilgileriyle anlam ve yaşam bulur. Bu nedenle bilge için her ikisi de değerlidir ve hiç birini diğerinden üstün tutmaz, reddetmez. Bilir ki, parçayı reddetmek bütünü inkar etmektir. Bu anlamıyla bilgelik; “surete” bakarak, gözleyerek, tefekkür ederek “özü” ve özdeki gerçeği anlama, anlamlandırma, bunu suretler dünyasında yaşam deneyimi haline getirme becerisi de denilebilir. Bilge için suretler dünyası öz’ün, asıl olanın ifadelerinden başka bir şey değildir. İşaret edeni görerek, işaret edilene ve ondaki “manaya” odaklanmayı bilir.

“Bir şeyin kendisi olduğumuzda ancak onu gerçekten bilebiliriz.”
Patanjali

Hiçbir bilge kendisini bilge olarak tanımlamamış, tanıtmamıştır. Bu isimlendirmeyi sonradan onun ışığından, ısısından, bilgisinden, sevgi ve şefkatinden, ürünlerinden yararlananlar yapmıştır. Her bilinç düzeyinin ya da her dönemin farklı bilgelik tanımları olmuştur. Farklı zamanlarda farklı anlamlar yüklenmiştir. Kendilerinin böyle bir isteği, tercihi, eğilimi, tavrı olmamasına rağmen, takipçileri, taklitçileri hatta tapınanları olmuştur. Bu kişilere; (kendilerinin yaptıkları gibi) kendi emeklerini, yüreklerini, akıllarını ortaya koyup kendilerine giden kendi özgün yollarını (ki kendisi de o yolu yaşamı boyunca yürümüştür. Çünkü yolun sonsuzluğunun farkındadır) takip etmelerini, kendi gerçeklerini keşfetmeleri konusunda ilham vermiş, teşvik etmiş, izler bırakmış ve yol göstermişlerdir. Öğreticilik görevini değil, kişilerin kendine giden yolu bulmaları için rehberlik, örnek olma, yol gösterme, kimi zamanlar yol açma desteği sunmuşlardır. İnsanların bilindik düşünce, inanç veya gerçekliklerinin ötesine geçmeleri, hayatı, varlıklarını sorgulamaları, özgürleşmeleri konusunda cesaret vermişlerdir.

Bilgelik içsel bir biliş, öz varlığın bilinmesinden, deneyimlenmesinden ve içselleştirilmesinden doğan bir içsel aydınlık – ya da uyanmışlık – diri olma halidir. Bir arınma (terk etme) sürecinin sonunda ulaşılan içsel özgürlük halidir. Bilgeler kendi varlık halleri de dahil olmak üzere pek çok şeyden özgürleşmiştir. Koşullardan bağımsızlaşmıştır. Kendini arama, tanıma sürecinin aşıldığı, kendini gerçekleştirme ve kendini aşma sürecinin yaşanmaya başlandığı haldir. “Ben” zannından kurtulup, gerçeği ve ötesini gerçekten görme ve yaşama deneyimidir. O artık dünyada yaşayan, ideolojiler, felsefeler, ekoller, inançlar üstü Gerçek İNSAN’dır, Gerçek’in İNSAN’ıdır. Elbette tüm gerçekliklere, ifade biçimlerine, inançlara saygılıdır ancak İbn-i Arabi’nin deyişiyle; “hiçbir inanca bağlı değildir, ancak inançsız da değildir.

Bilgeler, zamanın, toplumun ihtiyaçlarına ya da gelişimine göre; kimi zamanlarda bir filozof olarak, kimi zamanlarda sanatçı olarak, manevi yol gösterici olarak, bilim insanı olarak, bazen kimliksiz olarak, kimi zamanlarda da önder olarak farklı yönlerini, özelliklerini öne çıkarmış ve toplumlara, insanlığa yol açmışlardır. Elbette münzevi, teorik, mistik bir bilgelik görüntüsünden, eylemli, Aksiyoner Bilgelik örneğine kadar geniş bir yelpazede ve farklı görünümlerde içinde yaşadıkları topluma ve/veya insanlığa hizmet etmişlerdir. Pek çok bilge yaşadıkları ömür süresini aşan, zamanlar üstü bir biçimde hala toplumların, insanlığın yolunu aydınlatmaya, kalplerini ısıtmaya devam etmektedirler. Bu anlamıyla bilgeler ölümsüzlüğe ulaşmış “değerler” ve “aydınlık” taşıyıcılarıdır.

Yukarıdaki söz edilen özelliklerine ilave olarak bilge’nin bazı nitelikleri ya da göstergeleri şöyle ifade edilebilir:

  • Kapsayıcı, derin, koşulsuz şefkat ve sevgi’nin, alçak gönüllülüğün, hoşgörünün, dürüstlük, güvenilirlik ve erdemin canlı örnekleridir.
  • Sessiz ve dingindirler. Ancak ifadelerinde Öz’ün sözünü, sözün özünü sade ve anlaşılır biçimde söyler.
  • Duygularının ve düşüncelerinin efendisidir. Kendisinin lideridir. Özgür ve bağımsızdır.
  • Vicdanı açık, sorumluluk sahibidir. Birleştirici ve barıştırıcıdır.
  • Adap bilir, nazik ve düşüncelidir. İnsanların kendi gerçeklikleri doğrultusunda, onların anlayacağı dille konuşurlar.
  • Aklı ve gönlü bir etmiştir. İnsanların hem aklına hem kalbine hitap edebilir.
  • Güvenilir, adil ve anlayışlıdır. Etki ile tepki arasındaki zamanı doğru kullanır.
  • Kendini bilir, ancak “bilen” değil, her an “öğrenen” konumundan ayrılmaz. Kendi bütünlüğünü sağlamış olsa da bunun aşkın bir bütünlüğün parçası olduğu gerçeğini göz ardı etmez.
  • İçsel barışını bulduğu için, içinde bulunduğu Dünya, yaşadığı kültür ve inanç coğrafyasının gerçekliği ile çatışmaz. Ancak gerçeği de toplum ruhuna aykırı olmayacak biçimde ifade etmekten de geri durmaz.
  • Kendini bilme, bulma yolcusuna ilham olur, talep edene yol gösterir, teşvik eder, cesaret verir. İnsanların iç potansiyellerinin ortaya çıkarabilmelerine, kendi bilgeliklerine ulaşmalarına katalizör olur.
  • Çokluktaki birliği, sonlu şeylerdeki sonsuzluğu, geçici şeylerdeki geçici olmayanı, karmaşıklıktaki düzeni görebilme, en önemlisi ikisi arasındaki farkı ayırt edebilme aydınlığına ve dikkatine sahiptir.
  • Kendisi de dahil insanların “hata” yapabileceklerini kabul eder, ancak onun için hata değil, deneyim vardır.

Belki daha çok söz söylenebilir insanın “kendine” giden yolcuğunu anlatmaya. Hayat denilen serüven; bebeklikten olgunluğa, bir “çocukluk masumiyetinden bilgelik masumiyetine” giden yolculuktan başka nedir ki? İnsanlığın yolculuğu da genel, geniş anlamıyla böyle özetlenebilir mi?

iki kapılı bir handa gidiyoruz gündüz gece” diyen ve geceyi aydınlatan, yolu anlamlandıran tüm bilgelere “merhaba” diyerek bir virgül koyalım.

Levent KENTER

, 7,7 dakikalık okuma 15 Temmuz 2019

Yorum yazabilirsiniz

Yazar hakkında: Levent KENTER

Levent KENTER
İSTANBUL
BEN NEREDE YANLIŞ YAPTIM?