Değişimin güzelliğine ithaf olan bir yazıya hoşgeldiniz!

Çömlekçi kupayı sağlam bir malzemeden hazırlayıp güzelce pişirmiş ki, kırılsa bile tamir edilebilsin ve kullanılmaya devam edilsin. Lakin kupamız bir değil, iki değil; kırıla kırıla bir hal olmuş. Çatlakları örtülemez olmuş. Bir şeyler içmek için kullanılamaz hale gelmiş. Ne yapalım kupamızla? Kullanışlılıklarını yitiren nesneler çirkinleşir mi?

Japonların asimetrik ve/veya kırılmış vazolara, çanağa-çömleğe onların “orijinal” hallerinden daha fazla değer verdiklerini biliyor muydunuz? Kırılan nesneleri tamir ederken çatlakları saklamakla uğraşmazlar, ve hatta onları kimi zaman parlak bir renkle yaldızlarlarmış. Bu estetik anlayışının bir adı da var: Wabi-Sabi.

Çünkü diyorlar ki varoluşumuz her zaman “kusurlu”, ve her zaman değişken. Bizim kimi zaman “kırılmak, mahvolmak” diye gözlemlediğimiz olaylar da değişimin bir parçası. Çatlaklar da bu kıymetli deneyimin belgeleri, madalyaları.

Mevzubahis nesnemizin, mesela kupamızın şekli bir kere değişince, onu değişiminden önceki işleviyle ilişkilendirmekten vazgeçebilmeliyiz. Eskide kalmak hem kupaya, hem de kendimize bir dayatma olurdu.

Kırılan kupayı belki artık yenilecek-içilecek bir şeyi tutmak için değil, ama mesela mumluk niyetine kullanabiliriz. Dilersek çok da güzel bir süs olarak kullanabiliriz. Ya da atabiliriz: Bu durumda onu daha farklı maceralar bekliyor olacak.

Şekil değişir çünkü özün ifade etmek istediği şey değişir.
Şekil değişebiliyorsa öz ile iletişim halindedir.
Özüyle birlikte var oldukça güzeldir şekil.
Ve belki de canlıdır!
Kupalarımız kırılabildikçe güzel. Biz de yaşadıklarımızla, ilişkilerimizle birlikte dönüşebildikçe güzeliz.

Onur YÜRÜTEN, Mart 2017

, 1,7 dakikalık okuma 19 Mart 2017

Yorum yazabilirsiniz

Yazar hakkında: Onur Yürüten

Onur Yürüten
FARKINDALIK (Kitap önerisi)
ilk kez bir 'NEHİR CANLI BİR VARLIK OLARAK TANINDI'