Yüzleşme

Evimde yalnızdım. Güzel bir akşam olacağını umuyordum. O sırada kapının çalındığını duydum.  Kimseyi beklemiyordum. Zaten çat kapı kimse gelmezdi evime. “Kim o?” diye sorduğumda aldığım cevap ile irkildim. Gerçekten o olabilir mi? diye düşündüm. Oysa onunla işim çoktan bitmiş ve üzerinden iki yıla yakın zaman geçmişti. Yine de o değildir, yanılıyorum diyerek kapıyı açtım. Kapıyı açmam ile her zamanki haliyle karşımda buldum onu. ‘’Sen? Sen ölmemiş miydin? Seni öldürdüğümü sanıyordum.” dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. Sırıtarak girdi içeri. ‘’Ben öyle kolay ölmem canım, öğrenmiş oldun işte!’’ diyerek paltosunu, botlarını çıkardı teklifsizce ve salonda pencerenin önündeki koltuklardan birine oturdu.

Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. “Nasıl da güzel bir gece olacak” diye içimden geçirdim. “Kendime karın yağışını izlerken içmek için sıcak şarap yapmış, radyoda en sevdiğim istasyonu ayarlamış, tek başıma keyif yapmayı umarken sırası mıydı şimdi bu uğursuzun geri gelmesi?” diye söylendiğimi fark ettim. Evime mis gibi tarçın ve elma kokusu yayılmıştı. Biraz önce şömineye attığım odunlar çatırdayarak yanmaya başlamıştı. ‘’Sıcak şarabım var içer misin?” diye sordum zoraki. ‘’Bayılırım. Çok da ihtiyacımız olacak’’ dedi umarsızca.

Şarap kupaları elimde salona girerken ayaklarım taşımıyordu beni. Belli etmemeye çalıştım. Radyoyu kapatmaya uzanmıştım ki ‘’Dur kapatma! Ben de çok severim bu müziği. Hatırlamıyor musun baş başa ne çok dinlerdik, ama istersen biraz sesini kıs birbirimizi daha kolay duyalım’’ dedi en rahat tavrıyla. Konuğumun dediğini yaptım ve huzursuzca karşısındaki koltuğa oturdum.

‘’Sigara içmiyor musun artık? Evinde o pis kokudan eser kalmamış. Hayrola?’’ diye ağzını yayarak sorduğu soruya ‘’Evet bıraktım, seninle geçirdiğimiz o geceden sonra’’ dedim. Ama aynı anda da “yeniden başlamam umarım” diye aklımdan geçirdim.

‘’Neden? Neden beni öldürmek istedin? Nasıl ayrılacaktın benden?’’ diye sordu aniden gözlerimin derinliklerine bakarak. Bunun cevabını nasıl verecektim, nereden başlayacaktım anlatmaya. Uzun uzun anlatmam gerecekti ve bu hiç kolay değildi. Gücüm yoktu ki bunun için.

‘’Bak canım…’’ diyerek söze başlamak istedim, ama sesim kısılmıştı. Sustum. Boğazımı temizledim. Yavaşça şarabımdan bir yudum aldım, ağzımda dolaştırdım. Zaman kazanmaya çalışıyordum. Sesimin düzeldiğinden emin olunca arkama yaslandım. Bacak bacak üzerine attım. Başımı dikleştirdim ve konuşmaya başladım.

‘’Bak canım. Kendimi bildim bileli benimleydin. En sevdiğimle arama girmeye çalıştın her zaman. Acı tatlı anlarımda, başarılarımda başarısızlığımda hiç rahat bırakmadın beni. Adeta ruhuma işlemiştin. Atacağım her adımda, alacağım her kararda, yaptığım tüm hesaplarda en kötüsü de vicdanımla baş başa kaldığım her anımda sürekli müdahale ettin. Esir etmiştin beni kendine.’’ Soluksuz kalmıştım. Derin bir nefes çektim içime ve yavaş yavaş devam ettim konuşmaya. “Seni ne zaman öldürmeyi istedim biliyor musun? Kendimi öldürmeyi göze alamadığımda.’’ Gözlerini fal taşı gibi açmış, anlamaya çalışıyordu beni. Şaşırmıştı duyduklarına sanki. “Aslına bakarsan senin o hallerinin sorumlusu bendim. O fırsatları sana ben vermiştim.” dedim. “Bu beraberlikte sen masum, ben ise suçluydum. Ve masumu öldürmek daha kolaydı.” Rahatlamıştım. Omuzlarımı düşürdüm, başımı serbest bıraktım. Ne yapacağını, ne söyleyeceğini merak ediyordum.

Zaman durmuştu sanki. Söze başlayacağı anı bekliyordum. Başını elindeki kupadan hafifçe kaldırarak konuşmaya başladı. Bir an bakışlarında bir yumuşama olduğunu fark ettim. ‘’Bak sana ne diyeceğim. Görüyorum ki bensiz mutlusun. Yalnız kendin için yaşamaya başlamışsın, hatta sigarayı bile bırakmışsın. Amacım buraya gelerek hayatına yeniden girmek değildi. Sadece bensiz nasıl olduğunu görmek istemiştim.’’ dedi ve yutkundu. Gözleri dolmuştu bu sefer konuşmaya başladığında. “Senden bir tek şey istiyorum. Ara sıra karşılaşabiliriz seninle. En ummadığın anda beni görebilirsin.  Bir fincan kahve içerken veya bir vitrin camında saçlarını düzeltirken. Ama ne olursun beni yeniden öldürmeye çalışma. Bunu başaramazsın.” dedi ve durdu. Beni inceliyordu yumuşak bakışlarla. Sonra tane tane sözlerine devam etti: “Sadece başını çevir ve devam et hayatına. Lütfen kendini çok sev ve beni hiçbir zaman çağırma. Aklının ucundan bile geçirme beni ki yeniden girmeyeyim hayatına.” Son sözleri kurşun gibi işlemişti yüreğime. Ne diyeceğimi bilemeden durdum öylece. Yeniden konuşmaya başladı: ’’Seni çok iyi gördüm, bunu sürdürmek sadece sana bağlı’’. Ayağa kalktı. Omuzlarımdan tuttu. ‘’Gidiyorum.  Hoşça kal’’ dedi.

Arkasından sokak kapısını kapadım. Ayak sesleri uzaklaşıyordu. Gittiğinden emin olmak istercesine pencereye koştum. Yağan karda bata çıka yürüyordu. Ardında ayak izi bırakmadan. Koltuğuma oturdum. Şarabımı elime aldım. Onu ne kadar abartmış olduğumu anladım.  Gitmişti işte yalnızlık korkum bir kez daha. Ben ve yalnızlığım radyodan yükselen Napoliten müziğin nağmeleri ile baş başa kalmıştık.

İnsanlık Güneşi Vakfı – Yazımsama (Birlikte Yazma) Atölyesi
Dilek YORULMAZ, 16 Aralık 2018

5 dakikalık okuma 28 Ocak 2022

Yorum yazabilirsiniz

Yazar hakkında: Dilek YORULMAZ

Dilek YORULMAZ
Yaşama Dokunmak (Yazımsamalar)
Bilinç Nedir ?